Bir saniyelik acı. Küçücük bir iğne, ardından parlak bir küpe. Görünürde önemsiz, hayatın akışında kaybolacak kadar sıradan bir an. Ama işte, bazen en küçük acılar bile bir şahit ister.
Cenazeme gelmek kolaydır. Büyük bir olaydır çünkü; ağır, kutsal, herkesin ciddiyetle orada bulunması beklenir. Ama ya kulağını deldirirken yanında olmak? Kim yanımda olur? Çünkü kim bir anlık ürkekliği, kim bir anlık titremeyi seninle paylaşmak ister?
Yoksa aslında en büyük acımız, en küçük anlarımızda bile yalnız kalmak mı? Belki de sevgisiz büyüyenlerin gizli arzusu budur: o kısacık acıda birinin eline tutunmak, o küçücük anıyı bir başkasıyla mühürlemek. Belki de mesele, acının kendisi değil; ona tanıklık edecek bir yüreğin var olup olmaması.
Ve belki de hayat, en derin yaraları değil, en küçük çizikleri paylaşacak birini bulduğunda anlam kazanır. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey, büyük fırtınalarda değil, küçücük bir iğnenin batışında bile yalnız olmadığını bilmektir.

Yorum bırakın