Gerçekte ne zaman bir yere ait oluruz?
Bizi kabul ettiklerinde mi?
Yeteri kadar iyi olunca mı?
Yoksa sadece doğru zamanda, doğru yerde olduğumuz için mi taşlar yerine oturur?
Ya da belki de… hiçbir zaman tam oturmaz, sadece öyleymiş gibi görünür.

Sabah aceleyle evden çıkarken, bu sorular zihnimin kıyısında yankılanıyordu. Aynanın önünden geçerken saçımı bile düzeltmeyi unuttum; gözlerimde uykusuz bir gölge, dudaklarımda farkında olmadan kıvrılmış bir kararsızlık vardı. Dışarıda gri bir sabah… Rüzgâr, kaldırımdaki eski yaprakları birbirine çarpıştırıyor, şehrin uykusu hâlâ tam açılmamış gibiydi.
Zaman, bugünde akmayı reddediyordu. Saatin ibreleri ilerliyor ama ben sanki hep aynı noktada kalıyordum.

Öğlene yaklaşırken, kendimi sokağın bir köşesinde buldum. Ceketimi ve çantamı gelişigüzel kapıp, soğuk bir kahve arayışına çıktım. Buz gibi olsun istedim. Karamel aromalı. Sanki tatlı bir şey içmek, içimdeki tuzlu boşluğu bastırabilirmiş gibi…

Siparişimi alan kişi enerjimi sevdiğini söylüyor. Sahiden içimde fırtınalar koparken ve çığ gibi yuvarlanan düşüncelerimin arasında yolunu kaybetmiş harabe bir kızken dışarıdan böyle mi görünüyorum. Gereğinden fazla mı güçlüyüm? Ya da fazla mi kibar?

Elime kahvemi aldım, pencere kenarındaki masalardan birine oturdum. Camın ardında insanlar geçip gidiyordu; kimisi telefonda konuşuyor, kimisi bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise bir türlü yetişemediğim bir “yer”in özlemini çekiyordum.

Kahvemi içerken düşünüyorum işte: Ben nereye aitim? Hayatımı idame ettirebilmem için her gün nerede dirsek çürütmem gerekiyor?
Belki de ben “varmayı” değil de “yolda olmayı” seviyorumdur.

Kendime oturacak bir sandalye ararken içimde bir heyecan kıpırdıyor. Sanki hayat, büyük bir sandalye kapmaca oyunu. Düdük çaldığında oturacak yer bulamayan o çocuk ben oluyorum hep. Ama ne zaman otursam da, içimde bir ses “hadi kalk, devam et” diyor.
Belki de bu yüzden hiçbir yere tam ait hissedemiyorum.
Belki de ben, hep yolda olmayı seçiyorum.

Bir an için kahveme baktım; buzlar neredeyse erimişti. Sokak kaldırımına göz gezdirdim. İnsanlar geçip gidiyordu — kimi gülüyordu, kimi telaşla bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ben sadece oturdum ve izledim.
Kendime kibar olmayı seçtim.
Çünkü sadece, bu koca dünyada kendine bir yer bulmaya çalışan bir kızdan fazla değilim.

Tüm yolda olanlar bilir ki, bu zordur.
Yol uzun, sessiz ve çoğu zaman belirsizdir. Bazen hiçbir tabela yoktur, bazen de o kadar çoktur ki, hangisine bakacağını bilemezsin.
Ama bir yerlerde, sabrın içinde küçük bir umut filizlenir — adını koyamadığın ama varlığını hissettiğin bir şey.

Belki de mesele, varılacak bir yer bulmak değil…
yürümeye devam edebilmektir.
Bir kahvenin son yudumunda bile kendini bulabilmektir.
Ve ben, tam da bu anda, kaybolmuş hissetsem bile…
belki de nihayet, kendime biraz olsun aitimdir.

Geri dön

Mesajınız gönderildi

Oylama
Uyarı


lily and the blush sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

lily and the blush sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin