Geç kalma korkusuyla başlayan bir çarşamba günü… Hızlı adımlarla yürürken tek düşündüğüm, “umarım ne içmek istediğimi sorarlar ve su diyebilirim” oluyor. Asansörü beklemek varken, akıllı olmasına rağmen eski korkularını içinde taşıyan bir kız olarak merdivenleri seçiyorum. Nefes nefese kaldığımda elimde birkaç formalite kağıdı… Onları doldururken tek yaptığım, nefesimin normale dönmesini beklemek. Ve kafamda çınlayan o soru: “Burada ne işim var?”
Kağıdı doldurmak terimin soğuması için bana zaman kazandırdı. Ama kağıtla işim bittiğinde ve gerçek bir insanla konuşmam gerektiğinde ilk kez kelimelerin ağzımdan çıkarken yarış yaptığını ve hepsini birbirine karıştırdığımı kendime itiraf etmem çok zor oldu.
Oysa başından beri biliyordum; kaçta uyanacağımı, nereye gideceğimi, hangi kararı vereceğimi. Ama insanların arasında hâlâ yolunu arayan bir kız olmak, daha ne kadar sürecekti? Uzaktan güzel görünen her şey, yanına yaklaşma cesareti gösterdiğimde neden bulaşıcı bir hastalık gibi beni uzaklaştırıyor?
Ve işte şimdi burada, aslında yapmak için can atmadığım her şeyi bir süreliğine de olsa yapmak zorunda olduğumu fark ettiğim andayım. İstikrarlı olmalı, yolun sonuna kadar devam etmeliyim. Ama herkes sorumluluklarını çok iyi biliyorken, bir tek ben bilmiyormuşum gibi hissettiğim bu anlardan nasıl çıkacağım? Bilirsiniz; herkesin sorumlulukları bellidir. herkes alışmıştır, her şey herkes için kolaylaşmıştır. Konuşacak birini bulmuşlardır. Ne konuşacaklarını da bulmuşlardır. Ben ise birinin bana ne yapmam gerektiğini söylemesi için bekleyenim. Çünkü alışan kişi olamadım. Bu tür biri olup olmadığım hakkında da şüphelerim var.
Ama bir şeyleri istiyorsanız, tam tersi olduğunuz kişiye dönüşmek zorundasınız. Sorumluluk almalı ve her şeye alışmalısınız.
Çünkü hayat, hepimizin hazır hissetmesini beklemiyor. Sen istemesen de gün başlıyor, otobüs kalkıyor, insanlar bir yerlere yetişiyor. Bir şeylerden kaçarken aslında sadece kendinden kaçıyorsun. Ve en sonunda fark ediyorsun ki alışmak, sandığın gibi teslim olmak değil; kendi yolunu açmanın ilk adımı.
Belki de mesele, herkes kadar emin görünmek değil. Mesele, kendi belirsizliğinle barışıp yoluna devam edebilmek. O yüzden şimdilik tek yapmam gereken şey, olduğum yerde kalmayıp bir adım daha atmak. Belki yavaş, belki tedirgin… ama yine de ileriye.

Yorum bırakın