“Mucizevi, hayata devam etme” ilaçları işe yaramaya başlamış olabilir mi?
Beş ayın sonunda beynimin içindeki davlumbaz susmaya mı karar verdi?
Üzerimdeki melankoliyi hâlâ hissediyorum; olaylara bağlı olarak varlığını belli ediyor. Ama kaygının yarattığı o keskin titreşimler artık vücudumda dolaşmıyor.
Kafamın içinde susmayan paranoyalar…
Nedenini hiç bilmeyen bu kız…
Bir adım sonrasını düşünmeler, kendini sabote etmeler, her an tetikte olmalar…
Tamamen kurtulabilmiş değilim. Ama nedense bugün, mevcut duruma karşı biraz daha güçlü olduğum izlenimine kapıldım. Üzerimde bir kara bulut yok değildi, ama iyiydim işte.
Yol boyunca rutine döndürdüğüm tüm bu şeyin işe yaradığını hala düşünmüyorum. Hiçbir şey değişmiş gibi durmuyor. Çünkü ortada bir savaş var ve beynim her daim bana galip geliyor. Halbuki aslında kimse kazanmıyor bu savaşı. Kendimizle yaptığımız hiçbir savaşta kazanan olmaz. Beynime aynı, tek kişi olduğumuzu inandırmam gerekiyor. Uzun süredir bununla uğraşıyorum. Ben sormadan cevap vermemesini, fikrini belirtmemesini, konuşmamasını, uyarmamasını, bana hiçbir kötü şeyi hatırlatmamasını ve mümkünse benim ve iyiyinin tarafında olmasını istiyorum. Beyin kimyanız bozulmuşsa bu biraz zor işte.
Yine de daha iyi bir yerde olduğuma inanmak istiyorum. Çünkü bir zamanlar, birilerinin beni öldüreceğini düşündüğüm günler olmuştu.
Sanırım buraya fazla dürüst olmaya başladım. Bunları yazarken bile kendimi tehdit altında hissediyorum. Ama kömürü elmasa çevirmezsem başka ne yaparım?
Derin düşüncelerim ve hislerim olmadan kimim ki ben?
Belki de asıl mesele tam olarak “iyi” olmak değil. Bazen, sadece daha az kötü hissetmektir. Belki iyileşmek, bir sabah aniden gelen ışıkla değil; günler boyu yavaş yavaş eriyen gölgelerle başlıyordur.
gökyüzü sadece gri değil — arada bir maviyi de hatırlatıyor.

Yorum bırakın