değeri ve farkındalığı çok yüksek kalifiye biri miyim yoksa uyumsuz bir tembel mi? Son günlerde bunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Yapmak istediğim, hatta hayat denen bu şeyde yapmak zorunda olduğum şeylerden, bulaşıcı bir hastalıkmış gibi kaçıyorum.
Bir anlığına heyecan duyuyorum; tam da olmam gereken yerde duruyormuşum gibi bir his kaplıyor içimi. Ardından sabrım tükeniyor. Çıkan ya da çıkardığım sorunların içinde boğulurken buluyorum kendimi. Sonra her şeyi elimin tersiyle itiyorum. Yeni bir sandalye arıyorum ama hepsinin bir kusuru var gibi… Bir şeyler noksan.
Uzun bir süre sorunun dış etkenler olduğuna inanırdım. Çünkü ne de olsa kendini geliştirmiş, tuğla kalınlığında kitaplar okumuş, dünyanın neresine giderse gitsin iletişim kurabilmesini sağlayacak kadar yabancı diller öğrenmiş, insanlıktan nasibini almış, adabı muaşereti kendine ders bellemiş iyi birisiydim.
Bir azize kadar olmasa da iyiydim. Beni farklı kılan şeyler vardı. Çok fazla şey biliyordum. Cümlelerim her zaman daha uzundu. Yine de tüm bunlara rağmen zaman zaman yetersizlik hissiyle boğuşanlardandım. Ama iyi olduğumu biliyordum. Kendimi nakış gibi işlemiş olmamdan gurur duyuyordum. Gerçekten iyiydim.
Ama nedense nereye gidersem gideyim başladığım noktaya geri kaçıyordum. Tüm kapıları üstüme kapatıyor, hepsini kilitliyordum. Beni mutlu eden işin ne olduğunu merak ederken deneyim kazanmaya da çalışıyordum; çünkü bir filtreye ihtiyacım vardı. Neyin bana göre olduğunu anlayabilmek için denemem, filtreden geçirmem gerekiyordu.
Bunları yaptıkça sonuca ulaşabileceğimi düşünüyordum fakat elimde neredeyse hiç seçenek kalmadı. Her şey elendi ve gitti. Hepsinin üstüne bir çizik attım ve kendimi onlardan sıyırdım. Sanki denize uçakla iniş yapmışım ve ilerlemem için sadece kızaklarım varmış gibi geliyor. Hiçbir şeyi sevemiyorum.
Bazen kendimi Sylvia Plath’ın incir ağacının altında buluyorum. Dallardan sarkan incirlerin her biri başka bir hayatı, başka bir ihtimali temsil ediyor. Yazar, anne, gezgin, akademisyen, âşık… Hepsi birbirinden cazip. Ama birini seçemeyince hepsi birer birer çürüyüp düşüyor. İşte benim hâlim de böyle; karar veremeyişim, bütün ihtimallerimi yavaş yavaş elimden alıyor.
Ve tam bu sırada aklıma geliyor: Fazla iyi olan insanlar, kendilerini hak etmediklerini düşündükleri yerde bir saniye bile tutmadıkları için mi böyleyim? Yoksa uyumsuzun teki miyim?
Belki de hepsiyimdir. Ne de olsa her şeyden biraz biraz iyi olabiliriz. Belki de dengeyi böyle bulmuşumdur.

Yorum bırakın