İnsanlarla iç içe olmayı, onlarla sohbet etmeyi, paylaşmayı en değerli özelliği sayan bir insan… Peki, nasıl olur da bir gün gelir, aynı hızla kimseyle konuşmak istemez hale gelir? Bu dönüşümün cevabını merak ediyorum. İnsan gerçekten değişir mi?
Evet, değişir ve bundan daha doğal hiçbir şey yoktur. Değişmenin aksine hiç değişmemektir korkunç olan. Zamanın durması demektir bu. Belki de birçok acının hiç geçmemesi, ders çıkartamamak, yeterince bilge olamamak, kendine en iyi gelenin ne olduğunu ve nerede olman gerektiğini hiçbir zaman bilememektir.
Zaman kimse için yerinde saymaz. Her adımda, her yaşanmışlıkta, bizden bir şeyler alıp yerine yeni şeyler bırakır. Kimi zaman yorgunluk, kimi zaman olgunluk… Ama eninde sonunda insan, bir gün kendi en iyi versiyonuna dönüşür.
Bense geçmişe özlem duymuyorum. İnsanların hep eski günlerine, çocukluklarına ya da gençliklerine dönmek istemelerini anlayamıyorum. Bana sorulacak olursa, bir ay önceki hâlime bile geri dönmezdim. Çünkü bugün, dünün üstüne eklenmiş, daha cesur, daha farkında bir ben var.
Her geçen gün, içimde saklı duran cevheri biraz daha ortaya çıkarıyorum. Kendimi seçmeyi öğreniyorum. Kendime kulak vermeyi, kendi huzurumu savunmayı… Hayat başkalarının gölgelerinde değil, kendi ışığımda daha parlak.
Artık biliyorum: Ben sadece kendi sokağımdan sorumluyum. Ve bu, bana yetecek kadar büyük bir dünya.

Yorum bırakın